Kayıtlar

çocuk etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Zorbalık: Çocukların Ruhundaki Sessiz Çatlaklar

Zorbalık, çocukluk dünyasının en karanlık gölgelerinden biridir. Sadece okul koridorlarında veya oyun alanlarında yaşanan bir olay değildir; aslında çok daha derinlere kök salmış, yetişkinlerin dünyasından çocuklara taşınan bir yara gibidir. Çocukların birbirlerine uyguladığı zorbalık, çoğu zaman “kendi başına gelişen” bir olgu gibi algılansa da aslında ardında aileden, toplumsal normlardan ve yetişkinlerin davranışlarından beslenen bir kültür vardır. Bir çocuk, zorbalık yapıyorsa, çoğunlukla bunu bir yerlerde öğrenmiştir.   Belki evde gördüğü otoriter ve şiddet içeren tutumlar, belki yetişkinlerin aralarında kullandığı dil ve davranış biçimleri, onun dünyayı anlama ve kendini ifade etme biçimini şekillendirir. Aile, çocuğun kişiliğinin temel taşlarını döşerken, bazen farkında olmadan zorbalığa zemin hazırlayan tutumlar geliştirebilir. Bu bilinçli ya da bilinçsiz tutumlar, çocuğun kendini güçlü hissetmek için başkalarını ezme yoluna gitmesine neden olabilir. Çünkü çocuk, “güç” kavr...

Kırılgan Sessizlik

Bir çocuk sessiz kaldığında, bazen bir şey anlatmaya çalışıyordur. Çünkü bazı acılar, ağlamaktan da büyük olur.   Bugün dünyanın bir köşesinde, bir çocuk daha uyuyamıyor. Çünkü uyku, güvenle gelir. Çünkü sessizlik, barışla mümkündür. Ama o çocuğun dünyasında ne sessizlik güvenlidir, ne de sessizlik gerçekten vardır. Orada sessizlik bile yıkıntıların üstünde yürür.   Filistin’de, Suriye’de, Ukrayna’da, savaşın tam ortasında kalmış çocuklar artık çocuk değil. Zamanlarından çalınmış birer gölge gibi dolaşıyorlar. Gözlerinde, yaşıtlarının bilmediği bir yorgunluk var. Korkuyu tanıyorlar. Açlığı, kaybı, suskunluğu ve bazen öfkeyi... Ama yalnızca savaşın içindekiler değil, çok uzaklarda bir ekranın başında bu görüntülere bakan çocuklar da etkileniyor. Ellerindeki oyuncakları bırakıp haberleri izleyen, “Anne, neden yardım etmiyor kimse?” diye soran çocuklar da var. Biz büyüklerin bile cevaplayamadığı soruları, küçücük bir kalple taşıyorlar. Bazen düşünüyoru...

Her Çocuk, Kendi Potansiyelini Keşfetmek İçin Bir Fırsat Bekler

Resim
  Öğretmen denince akla çoğu zaman bilgi aktaran, düzen sağlayan, sınıfı kontrol eden bir figür gelir. Oysa öğretmenlik bundan çok daha derin, çok daha insani bir iştir. Bir öğretmen, sadece öğreten değil; anlayan, eşlik eden, gözlemleyen ve birlikte dönüşen bir yol arkadaşıdır. Bir öğretmenin görevi sadece müfredatı bitirmek değildir. Asıl görev, öğrencinin içindeki en iyiyi ortaya çıkarmaya yardım etmektir. Çünkü her çocuk, kendi potansiyelini keşfetmek için bir fırsat bekler. Bu potansiyel; bazen bir resimde, bazen bir soruda, bazen de bir hayalin ucunda saklıdır. İşte öğretmen, o hayalin ucuna kadar çocuğa eşlik eden kişidir.   Öğretmen; çocuğun hayal gücünü bastıran değil, onu ciddiye alan kişidir. Yaratıcılığı, sadece "yetenekli" öğrencilere değil, her çocuğa ait bir hak olarak gören bir katılımcıdır. Öğrenciyi yaptığı üzerine düşünmeye ve konuşmaya davet etmek; ona "Bu neden böyle oldu?" ya da "Sen olsaydın ne yapardın?" diye sormak, aslında on...

Sabır Nereye Kayboldu?

     Eskiden büyüklerimiz "Sabır acıdır ama meyvesi tatlıdır" derdi. Oysa şimdi ne sabra tahammülümüz kaldı ne de o tatlı meyveyi bekleyecek gönlümüz. Hemen olsun, çabucak bitsin, beklemeden gelsin istiyoruz. Küçük çocuk gibi değil; doğrudan çocuk gibiyiz zaten. Ama farkında değiliz.      Çocuklar artık bir şeye sahip olmak için çaba harcamıyor. Bir şey istediklerinde “Şimdi olmaz” demeye kalkın, suratları düşüyor, ağlamaya başlıyorlar ya da öfke nöbetine giriyorlar. Kızıyor muyuz? Evet. Ama peki ya biz?      Biz yetişkinler? Bir e-posta beş dakika geç cevaplansa huzursuz oluyoruz. Trafikte kırmızı ışık bir saniye geç yeşile dönse sinirleniyoruz. Siparişimiz beş dakika geç gelse “Bir daha buradan almam” diyoruz. Ne oldu bize?      Çocuklar sabırsız çünkü biz sabırsızız. Bizim sınır tanımayan hırslarımız, onlara sınır koyamamamızla sonuçlanıyor. Onlara sabretmeyi öğretemiyoruz çünkü biz de sabretmiyoruz. Halbuki sabır, hayatı g...

Endişe Etmek İnsan Olmaktır: Ama Ne Kadarına İzin Vermeliyiz? — Çocuklar Üzerine Bir Bakış

Çocukların dünyası, biz yetişkinlerin çoğu zaman küçümsediği kadar “küçük” değildir. Onların yaşadığı endişeler, korkular ve kaygılar; bizim gözümüzde ne kadar basit görünürse görünsün, onların iç dünyasında büyük fırtınalar koparabilir. Evet, endişe etmek insan olmaktır… Ama çocukların henüz “insan” olmanın karmaşıklığını yeni yeni çözmeye başladığını unutmamak gerekir. Peki onlara bu duyguyla nasıl başa çıkmayı öğretebiliriz? Ne kadar endişelenmelerine “izin” vermeliyiz? Çocuklar dünyayı anlamlandırmaya çalışırken pek çok belirsizlikle karşılaşırlar. “Annem beni okuldan alacak mı?”, “Arkadaşlarım beni sevecek mi?”, “Hata yaparsam ne olur?” gibi sorular onların zihninde sık sık döner. Bu sorular aslında oldukça doğaldır. Çocuk gelişimi açısından bir çocuğun zaman zaman kaygılanması beklenen bir durumdur. Ancak önemli olan, bu duygunun çocuğun yaşamını nasıl etkilediğidir. Çocukların biraz endişelenmesi, onların empati kurmalarını, sorumluluk duygularını geliştirmelerini ve güvenli dav...

Kitapla Büyüyen Çocuk, Kökü Sağlam Ağaca Benzer

Resim
Kitapla Büyüyen Çocuk, Kökü Sağlam Ağaca Benzer Çocukluk, insan hayatının temelidir. Tıpkı bir fidan gibi... O fidanın sağlam kök salabilmesi için doğru toprakta, doğru zamanda, sevgiyle büyütülmesi gerekir. Kitaplar da çocuklar için işte bu kökleri oluşturan en değerli kaynaklardandır. Kitapla büyüyen bir çocuk; düşünür, hisseder, empati kurar ve en önemlisi, kendi iç sesini duymayı öğrenir. Günümüzde ne yazık ki kitaplar, çocukların dünyasında ikinci, hatta üçüncü sıraya düşmüş durumda. Öncelikler değişti; ekranlar, dijital oyunlar, sosyal medya çocuklarımızın zihinsel dünyasını şekillendiriyor. Ama unutmamalıyız ki, ekrandan akan bilgiler geçicidir; kitaplarla kazanılan kavrayış ise ömür boyudur. Araştırmalar, düzenli kitap okuyan çocukların yalnızca akademik başarılarının değil, duygusal zekâlarının da yüksek olduğunu gösteriyor. Hikâyelerin içine giren çocuklar, karakterlerin duygularını hissederek gerçek yaşamda daha merhametli ve anlayışlı bireyler oluyor. Üstelik kelime dağarcı...

Farklılıklarımızın Rengârenk Gücü

Resim
🌈 Farklılıklarımızın Rengârenk Gücü Dünya üzerinde hiçbir insan bir diğerinin aynısı değil. Saçımızın rengi, tenimizin tonu, konuştuğumuz dil, inandığımız değerler, hatta gülüşümüz bile birbirinden farklı. Ve işte tam da bu nedenle dünya bu kadar renkli, bu kadar canlı. Ama bu farkların yalnızca doğal değil, aynı zamanda değerli olduğunu çocuklara erken yaşta anlatmak gerekiyor. Çünkü hiçbir çocuk başkasından nefret ederek doğmaz. Ön yargılar sonradan öğrenilir; bir çocuğun bakış açısı, çevresinden gördüğüyle şekillenir. Ve bu noktada en büyük sorumluluk biz yetişkinlere, özellikle de ebeveynlere düşer. Çocuklar dünyayı anlamaya çalışırken ilk olarak ailesine bakar. Dinlediklerinden olduğu kadar, izlediklerinden de öğrenir. Bir anne babanın hoşgörüsü, sabrı, merakı ve açıklığı çocuğun zihnine tohum gibi ekilir. Bu tohum zamanla büyür ve çocuğun insanlara bakışını belirler. Eğer bir çocuk, ailesinden “her insanın saygıyı hak ettiğini”, “farklılıkların tehdit değil...

Kitapların Kalbi Vardır

Resim
    Bazı kitaplar vardır, sadece okunmaz; hissedilir. Elinle dokunduğunda bile sanki bir nabız atar içinde. Evet! Kitapların bir kalbi vardır. Onlar sadece harflerden, kelimelerden, cümlelerden ibaret değildir. Satır aralarında yaşayan bir şey vardır; yazarın kalbi, karakterin sesi, okurun hissi... Bir kitabın kapağını açtığında, aslında bir kalbi aralarsın. O kalp bazen kırık dökük, bazen coşkulu, bazen suskun ama her zaman canlıdır. Kitap sayfalarının arasında sadece hikâyeler değil, insan olmanın tüm halleri gizlidir. Acılar, özlemler, hayaller ve umutlar... Hepsi, bir yazarın iç dünyasından süzülerek sana ulaşır. Bir kitabı okurken aslında bir başkasının içinden geçersin. Her cümle, yazanın parmak ucundan değil, kalbinin en derininden süzülür. Bazen hiç tanımadığın bir karakterin gözyaşı, senin yıllar önce bastırdığın bir acıya dokunur. Bazen tek bir satır, kendine bile itiraf edemediğin bir duygunun sesi olur. Ve işte o anda, kitabın kalbi senin kalbinle aynı ritimde atma...

Birlikte Daha Güçlüyüz: Dünya Engelliler Haftasında Farkındalık ve Umut

Resim
  Her yıl 10-16 Mayıs tarihleri arasında kutlanan Dünya Engelliler Haftası, toplum olarak birbirimize olan sorumluluğumuzu hatırlatan çok özel bir dönem. Bu hafta sadece engelli bireylerin karşılaştığı zorluklara dikkat çekmekle kalmaz, aynı zamanda empati kurmamız, farkındalık geliştirmemiz ve herkes için daha kapsayıcı bir dünya yaratmamız gerektiğini de hatırlatır. Ama açık konuşalım: Takvimdeki bu haftayı hatırlamakla iş bitmiyor. Her yıl birkaç paylaşım yapıp sonra unutuyorsak, bu hafta sadece vicdan rahatlatmaya yarıyor, başka da bir işe yaramıyor demektir. Çünkü gerçek şudur ki, engelli bireyler yılın sadece bir haftası boyunca değil, her gün mücadele etmektedir. Hem fiziksel engellerle hem de toplumun koyduğu görünmez bariyerlerle. Rampasız binalar, erişilemeyen otobüsler, eksik  eğitim fırsatları… Ama bence asıl mesele "Toplumun bakışları, tutumu ve sessizliği!" Bazen bir doktorun küçümseyen tavrı, bazen bir öğretmenin dışlayıcı yaklaşımı, bazen bir arkadaşın yok say...

Sadece Bir Güne Sığan Sevgiler mi Var?

Resim
  Yine bir Anneler Günü geldi çattı. Çiçekçiler önünde uzun kuyruklar, sosyal medyada duygusal paylaşımlar, hediye kampanyaları, “Annemi ne kadar sevdiğimi göstermek için en güzel fırsat” temalı içerikler dört bir yanda... Ve ister istemez kendime şu soruyu soruyorum: Sevgimizi ifade etmek için neden hep bir “gün” bekliyoruz? Takvimimiz, özel günlerle dolup taşıyor. Her biri güzel duygulara odaklanıyor elbette: sevgi, minnettarlık, anma, kutlama... Ama aynı zamanda bu günler giderek duygudan çok tüketimle özdeşleşiyor. “Anneler Günü” dediğimizde annemizi mutlu etmekten çok, acaba ne alsam diye düşündüğümüz bir güne dönüşmüş durumda. Oysa annemiz her gün orada. Bizi sabırla büyüten, sessizce destek olan, belki yorulan ama hiç şikâyet etmeyen kişi... Sadece Mayıs ayının ikinci Pazar günü hatırlanmayı hak etmediği kesin. Asıl mesele şu: Eğer bir kişiye duyduğumuz sevgi, saygı ya da minnettarlık sadece takvimdeki o gün ortaya çıkıyorsa, bu duygu ne kadar sahicidir? Örneğin, yıl b...

"Güzel ve Çirkin"- Sevgi Her Şeyi Değiştirir Mi? Yoksa Bizi Yanıltabilir Mi?

Resim
Çocukluk döneminde dinlediğimiz ya da okuduğumuz masallar, dünyaya dair algılarımızın temelini oluşturur. Peki "Güzel ve Çirkin" gerçekten masum bir peri masalı mı, yoksa yeniden düşünmemiz gereken bir anlatı mı? Masalın Kısa Özeti: Bir zamanlar, tüccar olan bir adamın üç kızı varmış. En küçükleri, ismi Güzel olan, nazik ve sevgi dolu bir genç kızdır. Bir gün baba, bir fırtına sırasında yolunu kaybeder ve gizemli bir şatoya sığınır. Şatodaki gül bahçesinden bir gül kopardığı için korkunç görünümlü bir yaratık olan Çirkin tarafından cezalandırılmak istenir. Baba kızlarına bu durumu anlatınca, Güzel babasının hayatını kurtarmak için kendi isteğiyle şatoya gitmeye ve Çirkin ile yaşamaya razı olur. Güzel, Çirkin ile vakit geçirdikçe aslında onun iyi kalpli bir varlık olduğunu fark eder. Zamanla aralarında önce dostluk sonra da sevgi gelişir. Masalın sonunda, Güzel'in sevgisiyle Çirkin'in üzerindeki lanet bozulur ve Çirkin, yakışıklı bir prense dönüşür. Güzel ve Çirkin mut...

Kırmızı Başlıklı Kız Sorunsalı

Resim
Bir zamanlar küçük ve tatlı bir kız vardır, büyükannesi ona kırmızı kadifeden bir başlık hediye etmiştir. Şapka kıza o kadar yakışmıştır ki, başından çıkarmaz. Bu yüzden de herkes ona Kırmızı Başlıklı demeye başlar. Bir gün annesi onu, büyükannesine yiyecek ve ilaç götürmesi için ormana gönderir. Anne, "oraya buraya sapma, anayoldan ayrılma, dikkatli ol" falan diye tembih eder.  !!!Annedeki bu cesaret... Kırmızı Başlıklı Kız, ormana dalınca kurtla karşılaşır ama onun ne kötü bir hayvan olduğunu bilmediği için korkmaz. Kurtla biraz sohbet eder.  Kurt, kızın nereye gideceğini öğrenir. "Şu körpe kız tam dişime göre; eti, yaşlı büyükanneden daha lezzetli olmalı. Kurnaz davranırsam ikisini de ele geçiririm." diye aklından geçirir  ve hain planını uygulamak için zaman kazanmak ister. Bu yüzden kızı, büyükannesine giderken çiçek götürmesi konusunda kandırır. S onuçta Kırmızı Başlıklı Kız, bir çocuktur ve tabi ki aklı karışabilir. Çiçek toplamak için ormanın derinliklerine ...