Ekranın Gölgesinde Çocuk Olmak
Eskiden mahalle aralarında yankılanan, tozlu yollarda koşturan çocuk sesleri, şimdilerde yerini oturma odalarındaki o hipnotize edici mavi ışığın sessizliğine bıraktı. Ancak bu sessizlik, ruhu dinlendiren, huzur veren ya da bir şeyler öğreten bir sessizlik değil aksine zihinlerde fırtınalar koparan bir gürültünün maskesi. Televizyon dizilerinden sosyal medya akışlarına kadar uzanan o geniş ve kontrolsüz mecrada, "yaşamın gerçeği" adı altında sunulan her şey, aslında çocuk ruhunun kırılgan fay hatlarını zorluyor. Bir dizide kahramanlaştırılan, belindeki silahıyla dilindeki kabalıkla zorba karakterler, çocuğun henüz filizlenmekte olan adalet duygusunu zedeliyor. Gücün haklılıktan üstün tutulduğu bu sahte evrende, nezaket zayıflık, kaba kuvvet ise bir meziyet gibi pazarlanıyor. Reklamların ve sosyal medya fenomenlerinin pompaladığı bitmek bilmeyen tüketim arzusu ise yetinme duygusunu daha yeşermeden kurutuyor. Çocuk, sahip olduklarının kıymetini bilmek yerine, ekranın ötesindek...