Kayıtlar

kişisel yazılar etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Kağıttaki Boşluk: Okurun Görünmez Kalemi

Bir kitabın kapağını araladığımızda, yazarın dünyasına misafir olduğumuzu sanırız. Oysa o eşikten içeri adım attığımız an, yazarın kurduğu cümleler sadece birer iskeletten ibarettir. O iskelete eti, kemiği, ruhu ve en önemlisi anlamı giydiren kişi, elinde kitapla koltuğuna kurulan okurdur. Edebiyatın en kadim oyunlarından biri burada başlar. Yazar bir şey anlatır, fakat okur sadece duymaya hazır olduğunu işitir. Aslında hiçbirimiz bir metni tamamen tarafsız bir zihinle okumayız. Yanımızda kendi geçmişimizi, kırgınlıklarımızı, gerçekleşmemiş hayallerimizi ve o anki ruh halimizin rengini taşırız. Yazar "deniz" dediğinde, kiminin zihninde huzurlu bir mavilik, kiminin zihninde ise fırtınalı bir vedanın uğultusu canlanır. Kelimeler ortak olsa da uyandırdıkları yankı kişiye özeldir. Bu yüzden, bir yazarın yazdığını değil, içimizde yankılanmasını istediğimiz o gizli melodiyi okuruz. Metin, yazarın elinden çıktığı an yetim kalır. Onu evlat edinen ve kendi meşrebince büyüten okurdur...

İyi ki Varsın!

"Eğer birisi sana 'iyi ki varsın' derse, var edilmiş olmanın hikmetlerinden birini ya da bir kaçını yerine getirmişsin demektir!"- Özkan Öze “İyi ki varsın.” Ne kadar basit ne kadar küçük bir cümle. Ama kulağa hoş gelen bu üç kelimenin ardında, bir insanın varoluşunun en sessiz ama en derin yankısı saklıdır. Bu söz, birinin hayatına dokunduğun, bir hikmetin yerine getirilmesine aracılık ettiğin anlamına gelir. Düşünsene… Bir sabah, belki fark etmeden gülümsettiğin bir yüz, belki fark etmeden uzattığın bir el, belki de sadece varlığınla sunduğun sessiz destek… Ve ardından duyduğun o söz: “İyi ki varsın.” İşte o an, bir nevi var edilmiş olmanın sıradan mucizesini görürsün. Herkesin kendi hayatında küçük izler bırakma çabası vardır; ama bu cümle, bu çabanın bir yankısıdır, görünmez bir ışığın gözle örülür hâline gelmiş halidir. İnsan, var olmakla yükümlü değildir. Var olmak bir tesadüf olabilir, bir zorunluluk olabilir, ya da bir hikmetin parçası olabilir. Öze’nin if...

🍂Kasımın Sessizliği

Resim
Kasım, yılın en derin nefesidir. Ne yazın telaşını taşır, ne de kışın keskinliğini. Aradadır — sanki bir vedanın hemen öncesi gibi. Sokaklarda yürürken, havadaki serinlik tenine dokunur ama üşütmez; sadece hatırlatır. Zamanın geçmekte olduğunu, ama hâlâ biraz vaktin olduğunu… Ağaçlar sararmış yapraklarını usulca bırakırken, insanın içi de bir şeylerden arınmak ister. Fazla düşüncelerden, yorgun duygulardan, kim bilir belki bazı insanlardan... Kasım, bırakmanın ayıdır belki de. Ama öyle gürültüsüz, öyle zarif bir bırakma. Pencere önünde bir fincan kahveyle otururken, dışarıdaki gri gökyüzüyle garip bir uyum hissedersin. Hüzünlüdür belki ama huzurludur da. Çünkü bilirsin ki her şeyin bir zamanı vardır. Kasım, o zamanı kabul etmenin ayıdır. Belki de bu yüzden Kasım’da daha çok kendimizi dinleriz. Gün kısaldıkça düşünceler uzar, sessizlik çoğalır. Ama o sessizlikte bir yalnızlık değil, bir derinlik vardır. İçinde kendini bulduğun, geçmişle barıştığın bir alan… Kasım, kimine göre sadece soğ...

“Cumhuriyet Sadece Bir Yönetim Değil, Bir Umuttur”

Resim
  Her yıl 29 Ekim sabahı, bayraklarla donatılmış sokaklara uyanırız. Marşlar yükselir, çocukların neşesiyle büyüklerin gururu bir araya gelir. Ama Cumhuriyet Bayramı sadece bir kutlama günü değil; bir hatırlayış, bir yeniden söz veriştir. Cumhuriyet, bu toprakların en kıymetli kazanımıdır. Çünkü Cumhuriyet demek, bir milletin kendi kaderini eline almasıdır. Saltanattan halk iradesine; emirden fikre, susmaktan konuşmaya uzanan büyük bir değişimin adıdır Cumhuriyet. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti, bir aydınlanma projesidir. Kadınların seçme ve seçilme hakkından, eğitimde fırsat eşitliğine; bilimden sanata, düşünce özgürlüğüne kadar uzanan büyük bir medeniyet yürüyüşüdür. Bugün hâlâ “Cumhuriyet nedir?” diye soranlara, cevabımız nettir: “Cumhuriyet, herkesin eşit olduğu bir hayat hayalidir.” Ama unutmamalıyız ki, Cumhuriyet kendini savunmaz; onu yaşatmak, korumak ve ileri taşımak bizlere düşer. Atatürk, her çocuğun okuyabildiği, düşün...

Zamanın Gölgesinde

Zaman, insanın en kadim yoldaşı ve en büyük düşmanıdır. Her an onunla yaşar, her nefeste onun izini taşırız. O görünmez; ama dokunduğu her şeyi değiştirir. Tenimizi solgunlaştırır, sesimizi yumuşatır, hatıralarımızı flu bir tabloya çevirir. Zaman, bizi şekillendirirken bir yandan da yavaşça bizden alır. Ve işte tam da bu yüzden, zamanla baş etmek, insanın en eski mücadelesidir.  Bazıları zamana direnir. Saçına düşen ilk beyaz telde, aynadaki çizgide, çocukluğunun kaybolan kokusunda isyan eder. Zamanı durdurmak ister; bir fotoğraf karesinde, bir şarkının notasında ya da bir satırda ölümsüzlüğü arar. Ama zaman, durmaz. Beklemez. İkna olmaz. O, hep ileri gider ve geride kalanları yanında götürmeden geçip gider.  Zamansızlık ise bambaşka bir sancıdır. Varlığın zamanla bağının kopması, anların anlamını yitirmesi demektir. Ne dün vardır ne yarın. Sanki dünya dönmeyi bırakmış, saatler susmuş, günler birbirine karışmıştır. Zamansızlık, bazen bir yasın, bazen bir kayboluşun adıdır. İns...

Farklılıklarımızın Rengârenk Gücü

Resim
🌈 Farklılıklarımızın Rengârenk Gücü Dünya üzerinde hiçbir insan bir diğerinin aynısı değil. Saçımızın rengi, tenimizin tonu, konuştuğumuz dil, inandığımız değerler, hatta gülüşümüz bile birbirinden farklı. Ve işte tam da bu nedenle dünya bu kadar renkli, bu kadar canlı. Ama bu farkların yalnızca doğal değil, aynı zamanda değerli olduğunu çocuklara erken yaşta anlatmak gerekiyor. Çünkü hiçbir çocuk başkasından nefret ederek doğmaz. Ön yargılar sonradan öğrenilir; bir çocuğun bakış açısı, çevresinden gördüğüyle şekillenir. Ve bu noktada en büyük sorumluluk biz yetişkinlere, özellikle de ebeveynlere düşer. Çocuklar dünyayı anlamaya çalışırken ilk olarak ailesine bakar. Dinlediklerinden olduğu kadar, izlediklerinden de öğrenir. Bir anne babanın hoşgörüsü, sabrı, merakı ve açıklığı çocuğun zihnine tohum gibi ekilir. Bu tohum zamanla büyür ve çocuğun insanlara bakışını belirler. Eğer bir çocuk, ailesinden “her insanın saygıyı hak ettiğini”, “farklılıkların tehdit değil...

Kitapların Kalbi Vardır

Resim
    Bazı kitaplar vardır, sadece okunmaz; hissedilir. Elinle dokunduğunda bile sanki bir nabız atar içinde. Evet! Kitapların bir kalbi vardır. Onlar sadece harflerden, kelimelerden, cümlelerden ibaret değildir. Satır aralarında yaşayan bir şey vardır; yazarın kalbi, karakterin sesi, okurun hissi... Bir kitabın kapağını açtığında, aslında bir kalbi aralarsın. O kalp bazen kırık dökük, bazen coşkulu, bazen suskun ama her zaman canlıdır. Kitap sayfalarının arasında sadece hikâyeler değil, insan olmanın tüm halleri gizlidir. Acılar, özlemler, hayaller ve umutlar... Hepsi, bir yazarın iç dünyasından süzülerek sana ulaşır. Bir kitabı okurken aslında bir başkasının içinden geçersin. Her cümle, yazanın parmak ucundan değil, kalbinin en derininden süzülür. Bazen hiç tanımadığın bir karakterin gözyaşı, senin yıllar önce bastırdığın bir acıya dokunur. Bazen tek bir satır, kendine bile itiraf edemediğin bir duygunun sesi olur. Ve işte o anda, kitabın kalbi senin kalbinle aynı ritimde atma...

19 Mayıs: Gençlerin Gücü, Geleceğin Işığı

Resim
  Her yıl 19 Mayıs’ta, Türkiye’de çok özel bir gün kutlanır: Atatürk'ü Anma   Gençlik ve Spor Bayramı . Belki de bu bayramın en anlamlı yanı, sadece bir tarihin değil, bir halkın bağımsızlık için verdiği mücadelenin simgesi olmasıdır. Ama aynı zamanda bu bayram, gençliğin gücünü, enerjisini ve umut dolu geleceğini kutlamak için de bir fırsattır. Bir Başlangıç, Bir Diriliş: 19 Mayıs’ın Hikayesi 19 Mayıs 1919, Türkiye’nin yeniden doğuşunun başladığı gündür. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Samsun’a çıkarak Kurtuluş Savaşı’nı başlatmış ve Türk milletine bağımsızlık için bir umut ışığı olmuştur. Bu tarih, sadece bir askeri zaferin başlangıcı değil, bir halkın özgürlüğü için verdiği büyük bir mücadelenin simgesidir. Atatürk, bu tarihe özel bir anlam yükleyerek, gençliği Cumhuriyet’in teminatı olarak görmüştür. 19 Mayıs’ı "Gençlik ve Spor Bayramı" ilan etmesi, aslında gençlere duyduğu büyük güvenin ve onlara olan inancın bir göstergesidir. Gençlik, her zaman yarının Türkiye’sini...

Kitap Kokusu Mu, Pasaport Damgası Mı?

Resim
  Çok Okuyan Mı Bilir, Çok Gezen Mi? Bu soru, yıllardır tartışılan, iki farklı bilgi edinme yolunu karşı karşıya getiren klasik bir sorudur. Kitapların rehberliğinde edinilen bilgiyle, yolculukların sunduğu deneyimlerin kıyaslanması hem bireysel hem kültürel açıdan ilginç bir konudur. Hepimizin çevresinde vardır bir tane: Kitap okurken çayını soğutan, dipnotları ana yemeğe tercih eden insanlar... Ve diğer tarafta; bavulu sürekli yarı açık, "Bir yerlere gitmem lazım!" diye iç çeken gezgin ruhlar. Peki asıl bilgi kimde? Hangisi daha öğretici? Koltukta oturup satır satır dünyayı gezenlerde mi yoksa gerçekten yola çıkıp bavuluna anı sığdıranlarda mı? Şimdi düşünelim... Çok okuyan biriyseniz, evinizden çıkmadan Amazon ormanlarında kaybolabilir, Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşünü iliklerinize kadar hissedebilirsiniz. Okuyarak farklı zamanları, coğrafyaları ve düşünme biçimlerini keşfedebilirsiniz. Ayrıca okuma alışkanlığı, analiz etme, eleştirel düşünme ve empati kurma gibi zih...

Çocuk Kitaplarında Canavarlar, Cadılar ve Hortlaklar Üzerine Bir Değerlendirme

Resim
Korkunun Kitap Hali: Çocuk Kitaplarında Canavarlar, Cadılar ve Hortlaklar Üzerine Bir Değerlendirme Çocuk kitapları, minik okurların hayal gücünü besleyen, dünyayı tanımalarına yardımcı olan ve duygusal gelişimlerini destekleyen önemli araçlardır. Ancak bazı kitaplarda sıkça rastladığımız canavarlar, cadılar, hortlaklar gibi korkutucu figürler, çocukların dünyasında her zaman olumlu izler bırakmaz. Özellikle bu karakterlerin yalnızca “kötü” ve “tehlikeli” olarak sunulması, çocukların korku duygusunu artırabilir ve hayal güçlerini olumsuz etkileyebilir. Korku, Gelişim Aracı mı, Engel mi? Eğitim uzmanlarına göre belli bir dozda korku, çocuğun çevresini tanıma sürecinde uyarıcı bir rol oynayabilir. Ancak bu duygunun sürekli olarak olumsuz karakterlerle tetiklenmesi, çocuğun güven duygusunu zedeleyebilir. Örneğin, bir cadı karakterinin her zaman kötülüğü temsil etmesi, çocuğun bilinçaltında bilinmeyene karşı sürekli bir tedirginlik geliştirmesine neden olabilir. Bu da özellikle gece ...

Çizmeli Kedi

Resim
  Bir varmış, bir yokmuş… Zamanların birinde güzel mi güzel yemyeşil vadilerle çevrili uzak diyarlarda, çalışkan iyi kalpli bir değirmenci yaşarmış. Değirmencinin 3 oğlu varmış. Büyük oğlan ailesine ve evine çok düşkünmüş. Ortanca oğlan çalışmayı çok seven idealist biriymiş. Küçük oğlan ise oldukça saf ve iyi yürekli biriymiş. Her biri babalarına yardım eder, onu çok severmiş. Gel zaman git zaman, değirmenci yaşlanmış, sakallarına aklar düşmüş. Artık işleri yapmak için yorgun olduğunu fark etmiş ve mirasını üç oğlu arasında paylaştırmaya karar vermiş. En büyük oğluna, miras olarak evini; ortanca oğluna, değirmenini; küçük oğluna ise çok sevdiği kedisini vermiş. Babalarının vefatının ardından büyük oğlan evi almış ve huzur içinde yaşamaya başlamış. Ortanca oğlan değirmeni alıp işletmeye başlamış. Sadece bir kedi ile kala kalan küçük oğlan ise yollara düşmüş. Çizmeli kedi masalı da tam böyle başlamış. Mevsim kış mevsimiymiş. Küçük oğlan kedisiyle birlikte kalacak bir yer...

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı: Geleceğe Umutla Bakan Gözler

Resim
  23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı: Geleceğe Umutla Bakan Gözler Her yıl 23 Nisan’da Türkiye’nin dört bir yanında coşku, neşe ve umut dolu bir atmosfer oluşur. Bu özel gün, hem Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışını simgeler hem de dünyada çocuklara ithaf edilen ilk ve tek bayram olma özelliğiyle öne çıkar. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün çocuklara armağan ettiği bu bayram, aslında sadece bir kutlama değil, aynı zamanda bir vizyonun ve geleceğe duyulan güvenin sembolüdür. Milli Egemenliğin Temeli 23 Nisan 1920, Türk milleti için bir dönüm noktasıdır. Bu tarihte, halkın iradesini temsil eden Türkiye Büyük Millet Meclisi kurulmuş ve egemenliğin saraydan millete geçişi ilan edilmiştir. Atatürk, “Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir.” sözleriyle halkın yönetime doğrudan katılımını esas alan Cumhuriyet’in temel taşını bu tarihte atmıştır. Çocuklara Armağan Edilen İlk Bayram Atatürk, geleceğin teminatı olarak gördüğü çocuklara büyük bir değer vermiştir. 23...

Kırmızı Başlıklı Kız Sorunsalı

Resim
Bir zamanlar küçük ve tatlı bir kız vardır, büyükannesi ona kırmızı kadifeden bir başlık hediye etmiştir. Şapka kıza o kadar yakışmıştır ki, başından çıkarmaz. Bu yüzden de herkes ona Kırmızı Başlıklı demeye başlar. Bir gün annesi onu, büyükannesine yiyecek ve ilaç götürmesi için ormana gönderir. Anne, "oraya buraya sapma, anayoldan ayrılma, dikkatli ol" falan diye tembih eder.  !!!Annedeki bu cesaret... Kırmızı Başlıklı Kız, ormana dalınca kurtla karşılaşır ama onun ne kötü bir hayvan olduğunu bilmediği için korkmaz. Kurtla biraz sohbet eder.  Kurt, kızın nereye gideceğini öğrenir. "Şu körpe kız tam dişime göre; eti, yaşlı büyükanneden daha lezzetli olmalı. Kurnaz davranırsam ikisini de ele geçiririm." diye aklından geçirir  ve hain planını uygulamak için zaman kazanmak ister. Bu yüzden kızı, büyükannesine giderken çiçek götürmesi konusunda kandırır. S onuçta Kırmızı Başlıklı Kız, bir çocuktur ve tabi ki aklı karışabilir. Çiçek toplamak için ormanın derinliklerine ...

Hansel ve Gretel: Çocuklara uygun bir masal mı?

Resim
Klasik masallar, nesilden nesile aktarılırken çocukların hayal dünyasını beslemeyi ve onlara hayat dersleri vermeyi amaçlar. Ancak bazı masalların içerdiği temalar, günümüz toplumunun değerleriyle çelişebilir ve çocuklar için uygun olmayabilir. Bence, Hansel ve Gretel masalı da bu masallardan biridir.  Bu masal, hayatta kalma mücadelesi, cesaret ve iyilik ile kötülüğün mücadelesini anlatan bir hikaye olarak yüzyıllardır anlatılmaktadır.  Bence bu masal, çocuğun saf dünyasında iz bırakacak türde mesajlar içermektedir. Bu yazıda, masalın içeriğini eleştirerek, özellikle de babanın çocuklarına karşı tutumunu sorgulayarak, hikayenin çocuklar için uygun olup olmadığını tartışacağım sizlerle. Ama önce masalın kısa bir özetine bakalım... "Bir zamanlar, fakir bir oduncu ve karısı (üvey anne), Hansel ve Gretel adında iki çocuğa sahipti. Aile, çok zor şartlarda yaşamaktaydı ve açlık nedeniyle büyük sıkıntılar çekmekteydi. Bir gün, oduncu ve karısı, çocukları ormanda terk etmeye karar ve...

Kibritçi kız mağdurları

Resim
Kibritçi Kız Masalı Korkunç bir soğuk vardı; kar yağıyordu ve akşam karanlığı bastırmak üzereydi. Yılın son gecesiydi, yani yılbaşı gecesi. Bu soğukta, bu karanlıkta, küçük bir kız çocuğu, başı açık halde ve yalınayak yürüyordu sokakta. Aslında evden çıkarken ayaklarına terlik giymişti ama bunlar bir işe yaramamıştı! Ayağına çok büyük geliyorlardı, bunlar eskiden annesinin giydiği terliklerdi. Öyle büyüktüler ki, küçük kız sokakta karşıdan karşıya geçerken, doludizgin giden iki araba üzerine doğru gelince, telaştan terlikler ayağından çıkıvermiş ve kaybolmuştu. Birini bulamamış, diğerini de bir oğlan alıp kaçmış, kaçarken de, ilerde bir çocuğu olursa terliği beşik yerine kullanacağını söylemişti. İşte bu yüzden kızcağız soğuktan morarmış bir halde ayakları çıplak, öylece ilerliyordu sokakta. Eski önlüğünde bir sürü kibrit vardı, kibritlerin bir kısmını da elinde tutuyordu. Gün boyu hiç kimse bir tanecik bile kibrit satın almamış, kimse beş kuruş vermemişti ona. Zavallı küçük kız, kar...