Kayıtlar

çocuk gelişimi etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Bir Çocuğun İç Dünyasındaki Terazi: Değersizlik ve Özsaygı

Bir çocuğun gözlerine baktığınızda, orada sadece saf bir merak değil, aynı zamanda inşa edilmeyi bekleyen koca bir dünya görürsünüz. Bu dünyanın temeli ne kerpiçten ne de betondan atılır; o temelin harcı, çocuğun kendine dair beslediği sessiz fısıltılardır. Bugünün dünyasında yetişkinlerin dahi kavramakta zorlandığı "kendini değerli hissetmek" ve "özsaygı", aslında çocukluğun o dar ama derin koridorlarında şekillenmeye başlar. Değersizlik, bir çocuğun ruhuna sızan sinsi bir sis gibidir. Çoğu zaman yüksek sesli azarlardan ziyade, es geçilen bir başarıda, dinlenilmeyen bir heyecanda ya da sürekli başkalarıyla kıyaslanmanın getirdiği o soğuk gölgede yeşerir. Çocuk, "Ben olduğum halimle yeterli miyim?" sorusuna dış dünyadan —özellikle de ebeveynlerinden— olumlu bir yanıt alamadığında, kendi içine bir kilit vurur. Bir çocuk kendini değersiz hissettiğinde, dünyayı bir tehdit alanı olarak algılar. Hata yapmaktan ölesiye korkar, çünkü hata yapmak onun gözünde sa...

Çocuklarda Hayal Gücünü Eğitmek: Geleceğin Yaratıcı Zihinlerine Yatırım

Hayal gücü, çocukların dünyayı keşfetme biçimlerinin temel taşlarından biridir. Onlar için her boş karton kutu bir uzay gemisine, her taş yığını bir kale duvarına dönüşebilir. Ancak modern yaşamın hızlı temposu, ekranların cazibesi ve standartlaşmış eğitim yöntemleri, çocukların hayal gücünü besleyecek fırsatları kısıtlayabiliyor. Oysa hayal gücü, sadece eğlenceli bir yetenek değil; problem çözme becerisini, yaratıcılığı ve empatiyi geliştiren bir zihinsel araçtır. Çocuklarda hayal gücünü geliştirmek, öncelikle onlara  “yaratıcı düşünmeye izin veren bir alan”  sunmakla başlar. Bu alan, mutlak sessizlik veya özel bir oyun odası olmak zorunda değildir; bazen bir parkta geçirilen yarım saat veya evdeki eski eşyalarla oynanan oyun bile yeterlidir. Önemli olan, çocuğun kendi fikirlerini özgürce ifade edebileceği bir ortam yaratmaktır. Onların çizdiği resimlerde, anlattığı hikâyelerde veya kendi geliştirdiği oyunlarda hata yapmalarına engel olmamak, hayal gücünün temel yapı taşların...

Zorbalık: Çocukların Ruhundaki Sessiz Çatlaklar

Zorbalık, çocukluk dünyasının en karanlık gölgelerinden biridir. Sadece okul koridorlarında veya oyun alanlarında yaşanan bir olay değildir; aslında çok daha derinlere kök salmış, yetişkinlerin dünyasından çocuklara taşınan bir yara gibidir. Çocukların birbirlerine uyguladığı zorbalık, çoğu zaman “kendi başına gelişen” bir olgu gibi algılansa da aslında ardında aileden, toplumsal normlardan ve yetişkinlerin davranışlarından beslenen bir kültür vardır. Bir çocuk, zorbalık yapıyorsa, çoğunlukla bunu bir yerlerde öğrenmiştir.   Belki evde gördüğü otoriter ve şiddet içeren tutumlar, belki yetişkinlerin aralarında kullandığı dil ve davranış biçimleri, onun dünyayı anlama ve kendini ifade etme biçimini şekillendirir. Aile, çocuğun kişiliğinin temel taşlarını döşerken, bazen farkında olmadan zorbalığa zemin hazırlayan tutumlar geliştirebilir. Bu bilinçli ya da bilinçsiz tutumlar, çocuğun kendini güçlü hissetmek için başkalarını ezme yoluna gitmesine neden olabilir. Çünkü çocuk, “güç” kavr...

Kırılgan Sessizlik

Bir çocuk sessiz kaldığında, bazen bir şey anlatmaya çalışıyordur. Çünkü bazı acılar, ağlamaktan da büyük olur.   Bugün dünyanın bir köşesinde, bir çocuk daha uyuyamıyor. Çünkü uyku, güvenle gelir. Çünkü sessizlik, barışla mümkündür. Ama o çocuğun dünyasında ne sessizlik güvenlidir, ne de sessizlik gerçekten vardır. Orada sessizlik bile yıkıntıların üstünde yürür.   Filistin’de, Suriye’de, Ukrayna’da, savaşın tam ortasında kalmış çocuklar artık çocuk değil. Zamanlarından çalınmış birer gölge gibi dolaşıyorlar. Gözlerinde, yaşıtlarının bilmediği bir yorgunluk var. Korkuyu tanıyorlar. Açlığı, kaybı, suskunluğu ve bazen öfkeyi... Ama yalnızca savaşın içindekiler değil, çok uzaklarda bir ekranın başında bu görüntülere bakan çocuklar da etkileniyor. Ellerindeki oyuncakları bırakıp haberleri izleyen, “Anne, neden yardım etmiyor kimse?” diye soran çocuklar da var. Biz büyüklerin bile cevaplayamadığı soruları, küçücük bir kalple taşıyorlar. Bazen düşünüyoru...

Her Çocuk, Kendi Potansiyelini Keşfetmek İçin Bir Fırsat Bekler

Resim
  Öğretmen denince akla çoğu zaman bilgi aktaran, düzen sağlayan, sınıfı kontrol eden bir figür gelir. Oysa öğretmenlik bundan çok daha derin, çok daha insani bir iştir. Bir öğretmen, sadece öğreten değil; anlayan, eşlik eden, gözlemleyen ve birlikte dönüşen bir yol arkadaşıdır. Bir öğretmenin görevi sadece müfredatı bitirmek değildir. Asıl görev, öğrencinin içindeki en iyiyi ortaya çıkarmaya yardım etmektir. Çünkü her çocuk, kendi potansiyelini keşfetmek için bir fırsat bekler. Bu potansiyel; bazen bir resimde, bazen bir soruda, bazen de bir hayalin ucunda saklıdır. İşte öğretmen, o hayalin ucuna kadar çocuğa eşlik eden kişidir.   Öğretmen; çocuğun hayal gücünü bastıran değil, onu ciddiye alan kişidir. Yaratıcılığı, sadece "yetenekli" öğrencilere değil, her çocuğa ait bir hak olarak gören bir katılımcıdır. Öğrenciyi yaptığı üzerine düşünmeye ve konuşmaya davet etmek; ona "Bu neden böyle oldu?" ya da "Sen olsaydın ne yapardın?" diye sormak, aslında on...

Sabır Nereye Kayboldu?

     Eskiden büyüklerimiz "Sabır acıdır ama meyvesi tatlıdır" derdi. Oysa şimdi ne sabra tahammülümüz kaldı ne de o tatlı meyveyi bekleyecek gönlümüz. Hemen olsun, çabucak bitsin, beklemeden gelsin istiyoruz. Küçük çocuk gibi değil; doğrudan çocuk gibiyiz zaten. Ama farkında değiliz.      Çocuklar artık bir şeye sahip olmak için çaba harcamıyor. Bir şey istediklerinde “Şimdi olmaz” demeye kalkın, suratları düşüyor, ağlamaya başlıyorlar ya da öfke nöbetine giriyorlar. Kızıyor muyuz? Evet. Ama peki ya biz?      Biz yetişkinler? Bir e-posta beş dakika geç cevaplansa huzursuz oluyoruz. Trafikte kırmızı ışık bir saniye geç yeşile dönse sinirleniyoruz. Siparişimiz beş dakika geç gelse “Bir daha buradan almam” diyoruz. Ne oldu bize?      Çocuklar sabırsız çünkü biz sabırsızız. Bizim sınır tanımayan hırslarımız, onlara sınır koyamamamızla sonuçlanıyor. Onlara sabretmeyi öğretemiyoruz çünkü biz de sabretmiyoruz. Halbuki sabır, hayatı g...

Korkuların Yaşı Yok

  Geçtiğimiz gün, kendi yazdığım çocuk kitabı Benim Adım Cesur üzerine düşünürken kendimi garip bir hayalin içinde buldum. Kitabın ana karakteri olan küçük Cesur’la karşılıklı oturmuş, elimizde çikolatalı sütlerle sohbet ediyorduk.   Cesur bana dönüp dedi ki: “Ben korkuyorum… Karanlıktan, canavarlardan, annemi kaybetmekten.”   Ben de hafifçe başımı eğip şöyle dedim: “Ben de korkuyorum, Cesur… Sevdiklerimi kaybetmekten, insan kılığına girmiş canavarlardan, zamanla karanlığa sürüklenen bu dünyadan…”   Biz yetişkinler çocuklara korkularını hafife almamayı, duygularını bastırmamayı öğretmeye çalışırken, bir yandan da kendi korkularımızı görmezden gelmeye çalışıyoruz. Sanki büyümek, her şeyin ilacıdır gibi... Oysa çoğu zaman sadece korkularımız şekil değiştiriyor. Yatağın altındaki canavar, ilerleyen yaşlarda insan yüzüyle karşımıza çıkıyor. Kaybolan oyuncakların yerini kaybedilen insanlar alıyor. Karanlık odalar, yerini karanlık düşüncelere bırakıyor.   ...

Endişe Etmek İnsan Olmaktır: Ama Ne Kadarına İzin Vermeliyiz? — Çocuklar Üzerine Bir Bakış

Çocukların dünyası, biz yetişkinlerin çoğu zaman küçümsediği kadar “küçük” değildir. Onların yaşadığı endişeler, korkular ve kaygılar; bizim gözümüzde ne kadar basit görünürse görünsün, onların iç dünyasında büyük fırtınalar koparabilir. Evet, endişe etmek insan olmaktır… Ama çocukların henüz “insan” olmanın karmaşıklığını yeni yeni çözmeye başladığını unutmamak gerekir. Peki onlara bu duyguyla nasıl başa çıkmayı öğretebiliriz? Ne kadar endişelenmelerine “izin” vermeliyiz? Çocuklar dünyayı anlamlandırmaya çalışırken pek çok belirsizlikle karşılaşırlar. “Annem beni okuldan alacak mı?”, “Arkadaşlarım beni sevecek mi?”, “Hata yaparsam ne olur?” gibi sorular onların zihninde sık sık döner. Bu sorular aslında oldukça doğaldır. Çocuk gelişimi açısından bir çocuğun zaman zaman kaygılanması beklenen bir durumdur. Ancak önemli olan, bu duygunun çocuğun yaşamını nasıl etkilediğidir. Çocukların biraz endişelenmesi, onların empati kurmalarını, sorumluluk duygularını geliştirmelerini ve güvenli dav...

Farklılıklarımızın Rengârenk Gücü

Resim
🌈 Farklılıklarımızın Rengârenk Gücü Dünya üzerinde hiçbir insan bir diğerinin aynısı değil. Saçımızın rengi, tenimizin tonu, konuştuğumuz dil, inandığımız değerler, hatta gülüşümüz bile birbirinden farklı. Ve işte tam da bu nedenle dünya bu kadar renkli, bu kadar canlı. Ama bu farkların yalnızca doğal değil, aynı zamanda değerli olduğunu çocuklara erken yaşta anlatmak gerekiyor. Çünkü hiçbir çocuk başkasından nefret ederek doğmaz. Ön yargılar sonradan öğrenilir; bir çocuğun bakış açısı, çevresinden gördüğüyle şekillenir. Ve bu noktada en büyük sorumluluk biz yetişkinlere, özellikle de ebeveynlere düşer. Çocuklar dünyayı anlamaya çalışırken ilk olarak ailesine bakar. Dinlediklerinden olduğu kadar, izlediklerinden de öğrenir. Bir anne babanın hoşgörüsü, sabrı, merakı ve açıklığı çocuğun zihnine tohum gibi ekilir. Bu tohum zamanla büyür ve çocuğun insanlara bakışını belirler. Eğer bir çocuk, ailesinden “her insanın saygıyı hak ettiğini”, “farklılıkların tehdit değil...

Çocuk Kitaplarında Canavarlar, Cadılar ve Hortlaklar Üzerine Bir Değerlendirme

Resim
Korkunun Kitap Hali: Çocuk Kitaplarında Canavarlar, Cadılar ve Hortlaklar Üzerine Bir Değerlendirme Çocuk kitapları, minik okurların hayal gücünü besleyen, dünyayı tanımalarına yardımcı olan ve duygusal gelişimlerini destekleyen önemli araçlardır. Ancak bazı kitaplarda sıkça rastladığımız canavarlar, cadılar, hortlaklar gibi korkutucu figürler, çocukların dünyasında her zaman olumlu izler bırakmaz. Özellikle bu karakterlerin yalnızca “kötü” ve “tehlikeli” olarak sunulması, çocukların korku duygusunu artırabilir ve hayal güçlerini olumsuz etkileyebilir. Korku, Gelişim Aracı mı, Engel mi? Eğitim uzmanlarına göre belli bir dozda korku, çocuğun çevresini tanıma sürecinde uyarıcı bir rol oynayabilir. Ancak bu duygunun sürekli olarak olumsuz karakterlerle tetiklenmesi, çocuğun güven duygusunu zedeleyebilir. Örneğin, bir cadı karakterinin her zaman kötülüğü temsil etmesi, çocuğun bilinçaltında bilinmeyene karşı sürekli bir tedirginlik geliştirmesine neden olabilir. Bu da özellikle gece ...

Çizmeli Kedi

Resim
  Bir varmış, bir yokmuş… Zamanların birinde güzel mi güzel yemyeşil vadilerle çevrili uzak diyarlarda, çalışkan iyi kalpli bir değirmenci yaşarmış. Değirmencinin 3 oğlu varmış. Büyük oğlan ailesine ve evine çok düşkünmüş. Ortanca oğlan çalışmayı çok seven idealist biriymiş. Küçük oğlan ise oldukça saf ve iyi yürekli biriymiş. Her biri babalarına yardım eder, onu çok severmiş. Gel zaman git zaman, değirmenci yaşlanmış, sakallarına aklar düşmüş. Artık işleri yapmak için yorgun olduğunu fark etmiş ve mirasını üç oğlu arasında paylaştırmaya karar vermiş. En büyük oğluna, miras olarak evini; ortanca oğluna, değirmenini; küçük oğluna ise çok sevdiği kedisini vermiş. Babalarının vefatının ardından büyük oğlan evi almış ve huzur içinde yaşamaya başlamış. Ortanca oğlan değirmeni alıp işletmeye başlamış. Sadece bir kedi ile kala kalan küçük oğlan ise yollara düşmüş. Çizmeli kedi masalı da tam böyle başlamış. Mevsim kış mevsimiymiş. Küçük oğlan kedisiyle birlikte kalacak bir yer...