Kayıtlar

anlamak etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Korkuların Yaşı Yok

  Geçtiğimiz gün, kendi yazdığım çocuk kitabı Benim Adım Cesur üzerine düşünürken kendimi garip bir hayalin içinde buldum. Kitabın ana karakteri olan küçük Cesur’la karşılıklı oturmuş, elimizde çikolatalı sütlerle sohbet ediyorduk.   Cesur bana dönüp dedi ki: “Ben korkuyorum… Karanlıktan, canavarlardan, annemi kaybetmekten.”   Ben de hafifçe başımı eğip şöyle dedim: “Ben de korkuyorum, Cesur… Sevdiklerimi kaybetmekten, insan kılığına girmiş canavarlardan, zamanla karanlığa sürüklenen bu dünyadan…”   Biz yetişkinler çocuklara korkularını hafife almamayı, duygularını bastırmamayı öğretmeye çalışırken, bir yandan da kendi korkularımızı görmezden gelmeye çalışıyoruz. Sanki büyümek, her şeyin ilacıdır gibi... Oysa çoğu zaman sadece korkularımız şekil değiştiriyor. Yatağın altındaki canavar, ilerleyen yaşlarda insan yüzüyle karşımıza çıkıyor. Kaybolan oyuncakların yerini kaybedilen insanlar alıyor. Karanlık odalar, yerini karanlık düşüncelere bırakıyor.   ...

Endişe Etmek İnsan Olmaktır: Ama Ne Kadarına İzin Vermeliyiz? — Çocuklar Üzerine Bir Bakış

Çocukların dünyası, biz yetişkinlerin çoğu zaman küçümsediği kadar “küçük” değildir. Onların yaşadığı endişeler, korkular ve kaygılar; bizim gözümüzde ne kadar basit görünürse görünsün, onların iç dünyasında büyük fırtınalar koparabilir. Evet, endişe etmek insan olmaktır… Ama çocukların henüz “insan” olmanın karmaşıklığını yeni yeni çözmeye başladığını unutmamak gerekir. Peki onlara bu duyguyla nasıl başa çıkmayı öğretebiliriz? Ne kadar endişelenmelerine “izin” vermeliyiz? Çocuklar dünyayı anlamlandırmaya çalışırken pek çok belirsizlikle karşılaşırlar. “Annem beni okuldan alacak mı?”, “Arkadaşlarım beni sevecek mi?”, “Hata yaparsam ne olur?” gibi sorular onların zihninde sık sık döner. Bu sorular aslında oldukça doğaldır. Çocuk gelişimi açısından bir çocuğun zaman zaman kaygılanması beklenen bir durumdur. Ancak önemli olan, bu duygunun çocuğun yaşamını nasıl etkilediğidir. Çocukların biraz endişelenmesi, onların empati kurmalarını, sorumluluk duygularını geliştirmelerini ve güvenli dav...

Farklılıklarımızın Rengârenk Gücü

Resim
🌈 Farklılıklarımızın Rengârenk Gücü Dünya üzerinde hiçbir insan bir diğerinin aynısı değil. Saçımızın rengi, tenimizin tonu, konuştuğumuz dil, inandığımız değerler, hatta gülüşümüz bile birbirinden farklı. Ve işte tam da bu nedenle dünya bu kadar renkli, bu kadar canlı. Ama bu farkların yalnızca doğal değil, aynı zamanda değerli olduğunu çocuklara erken yaşta anlatmak gerekiyor. Çünkü hiçbir çocuk başkasından nefret ederek doğmaz. Ön yargılar sonradan öğrenilir; bir çocuğun bakış açısı, çevresinden gördüğüyle şekillenir. Ve bu noktada en büyük sorumluluk biz yetişkinlere, özellikle de ebeveynlere düşer. Çocuklar dünyayı anlamaya çalışırken ilk olarak ailesine bakar. Dinlediklerinden olduğu kadar, izlediklerinden de öğrenir. Bir anne babanın hoşgörüsü, sabrı, merakı ve açıklığı çocuğun zihnine tohum gibi ekilir. Bu tohum zamanla büyür ve çocuğun insanlara bakışını belirler. Eğer bir çocuk, ailesinden “her insanın saygıyı hak ettiğini”, “farklılıkların tehdit değil...

Kitapların Kalbi Vardır

Resim
    Bazı kitaplar vardır, sadece okunmaz; hissedilir. Elinle dokunduğunda bile sanki bir nabız atar içinde. Evet! Kitapların bir kalbi vardır. Onlar sadece harflerden, kelimelerden, cümlelerden ibaret değildir. Satır aralarında yaşayan bir şey vardır; yazarın kalbi, karakterin sesi, okurun hissi... Bir kitabın kapağını açtığında, aslında bir kalbi aralarsın. O kalp bazen kırık dökük, bazen coşkulu, bazen suskun ama her zaman canlıdır. Kitap sayfalarının arasında sadece hikâyeler değil, insan olmanın tüm halleri gizlidir. Acılar, özlemler, hayaller ve umutlar... Hepsi, bir yazarın iç dünyasından süzülerek sana ulaşır. Bir kitabı okurken aslında bir başkasının içinden geçersin. Her cümle, yazanın parmak ucundan değil, kalbinin en derininden süzülür. Bazen hiç tanımadığın bir karakterin gözyaşı, senin yıllar önce bastırdığın bir acıya dokunur. Bazen tek bir satır, kendine bile itiraf edemediğin bir duygunun sesi olur. Ve işte o anda, kitabın kalbi senin kalbinle aynı ritimde atma...

Kitap Kokusu Mu, Pasaport Damgası Mı?

Resim
  Çok Okuyan Mı Bilir, Çok Gezen Mi? Bu soru, yıllardır tartışılan, iki farklı bilgi edinme yolunu karşı karşıya getiren klasik bir sorudur. Kitapların rehberliğinde edinilen bilgiyle, yolculukların sunduğu deneyimlerin kıyaslanması hem bireysel hem kültürel açıdan ilginç bir konudur. Hepimizin çevresinde vardır bir tane: Kitap okurken çayını soğutan, dipnotları ana yemeğe tercih eden insanlar... Ve diğer tarafta; bavulu sürekli yarı açık, "Bir yerlere gitmem lazım!" diye iç çeken gezgin ruhlar. Peki asıl bilgi kimde? Hangisi daha öğretici? Koltukta oturup satır satır dünyayı gezenlerde mi yoksa gerçekten yola çıkıp bavuluna anı sığdıranlarda mı? Şimdi düşünelim... Çok okuyan biriyseniz, evinizden çıkmadan Amazon ormanlarında kaybolabilir, Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşünü iliklerinize kadar hissedebilirsiniz. Okuyarak farklı zamanları, coğrafyaları ve düşünme biçimlerini keşfedebilirsiniz. Ayrıca okuma alışkanlığı, analiz etme, eleştirel düşünme ve empati kurma gibi zih...