Kayıtlar

okumak etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Kağıttaki Boşluk: Okurun Görünmez Kalemi

Bir kitabın kapağını araladığımızda, yazarın dünyasına misafir olduğumuzu sanırız. Oysa o eşikten içeri adım attığımız an, yazarın kurduğu cümleler sadece birer iskeletten ibarettir. O iskelete eti, kemiği, ruhu ve en önemlisi anlamı giydiren kişi, elinde kitapla koltuğuna kurulan okurdur. Edebiyatın en kadim oyunlarından biri burada başlar. Yazar bir şey anlatır, fakat okur sadece duymaya hazır olduğunu işitir. Aslında hiçbirimiz bir metni tamamen tarafsız bir zihinle okumayız. Yanımızda kendi geçmişimizi, kırgınlıklarımızı, gerçekleşmemiş hayallerimizi ve o anki ruh halimizin rengini taşırız. Yazar "deniz" dediğinde, kiminin zihninde huzurlu bir mavilik, kiminin zihninde ise fırtınalı bir vedanın uğultusu canlanır. Kelimeler ortak olsa da uyandırdıkları yankı kişiye özeldir. Bu yüzden, bir yazarın yazdığını değil, içimizde yankılanmasını istediğimiz o gizli melodiyi okuruz. Metin, yazarın elinden çıktığı an yetim kalır. Onu evlat edinen ve kendi meşrebince büyüten okurdur...

Korkuların Yaşı Yok

  Geçtiğimiz gün, kendi yazdığım çocuk kitabı Benim Adım Cesur üzerine düşünürken kendimi garip bir hayalin içinde buldum. Kitabın ana karakteri olan küçük Cesur’la karşılıklı oturmuş, elimizde çikolatalı sütlerle sohbet ediyorduk.   Cesur bana dönüp dedi ki: “Ben korkuyorum… Karanlıktan, canavarlardan, annemi kaybetmekten.”   Ben de hafifçe başımı eğip şöyle dedim: “Ben de korkuyorum, Cesur… Sevdiklerimi kaybetmekten, insan kılığına girmiş canavarlardan, zamanla karanlığa sürüklenen bu dünyadan…”   Biz yetişkinler çocuklara korkularını hafife almamayı, duygularını bastırmamayı öğretmeye çalışırken, bir yandan da kendi korkularımızı görmezden gelmeye çalışıyoruz. Sanki büyümek, her şeyin ilacıdır gibi... Oysa çoğu zaman sadece korkularımız şekil değiştiriyor. Yatağın altındaki canavar, ilerleyen yaşlarda insan yüzüyle karşımıza çıkıyor. Kaybolan oyuncakların yerini kaybedilen insanlar alıyor. Karanlık odalar, yerini karanlık düşüncelere bırakıyor.   ...

Kitapla Büyüyen Çocuk, Kökü Sağlam Ağaca Benzer

Resim
Kitapla Büyüyen Çocuk, Kökü Sağlam Ağaca Benzer Çocukluk, insan hayatının temelidir. Tıpkı bir fidan gibi... O fidanın sağlam kök salabilmesi için doğru toprakta, doğru zamanda, sevgiyle büyütülmesi gerekir. Kitaplar da çocuklar için işte bu kökleri oluşturan en değerli kaynaklardandır. Kitapla büyüyen bir çocuk; düşünür, hisseder, empati kurar ve en önemlisi, kendi iç sesini duymayı öğrenir. Günümüzde ne yazık ki kitaplar, çocukların dünyasında ikinci, hatta üçüncü sıraya düşmüş durumda. Öncelikler değişti; ekranlar, dijital oyunlar, sosyal medya çocuklarımızın zihinsel dünyasını şekillendiriyor. Ama unutmamalıyız ki, ekrandan akan bilgiler geçicidir; kitaplarla kazanılan kavrayış ise ömür boyudur. Araştırmalar, düzenli kitap okuyan çocukların yalnızca akademik başarılarının değil, duygusal zekâlarının da yüksek olduğunu gösteriyor. Hikâyelerin içine giren çocuklar, karakterlerin duygularını hissederek gerçek yaşamda daha merhametli ve anlayışlı bireyler oluyor. Üstelik kelime dağarcı...

Kitapların Kalbi Vardır

Resim
    Bazı kitaplar vardır, sadece okunmaz; hissedilir. Elinle dokunduğunda bile sanki bir nabız atar içinde. Evet! Kitapların bir kalbi vardır. Onlar sadece harflerden, kelimelerden, cümlelerden ibaret değildir. Satır aralarında yaşayan bir şey vardır; yazarın kalbi, karakterin sesi, okurun hissi... Bir kitabın kapağını açtığında, aslında bir kalbi aralarsın. O kalp bazen kırık dökük, bazen coşkulu, bazen suskun ama her zaman canlıdır. Kitap sayfalarının arasında sadece hikâyeler değil, insan olmanın tüm halleri gizlidir. Acılar, özlemler, hayaller ve umutlar... Hepsi, bir yazarın iç dünyasından süzülerek sana ulaşır. Bir kitabı okurken aslında bir başkasının içinden geçersin. Her cümle, yazanın parmak ucundan değil, kalbinin en derininden süzülür. Bazen hiç tanımadığın bir karakterin gözyaşı, senin yıllar önce bastırdığın bir acıya dokunur. Bazen tek bir satır, kendine bile itiraf edemediğin bir duygunun sesi olur. Ve işte o anda, kitabın kalbi senin kalbinle aynı ritimde atma...

Kitap Kokusu Mu, Pasaport Damgası Mı?

Resim
  Çok Okuyan Mı Bilir, Çok Gezen Mi? Bu soru, yıllardır tartışılan, iki farklı bilgi edinme yolunu karşı karşıya getiren klasik bir sorudur. Kitapların rehberliğinde edinilen bilgiyle, yolculukların sunduğu deneyimlerin kıyaslanması hem bireysel hem kültürel açıdan ilginç bir konudur. Hepimizin çevresinde vardır bir tane: Kitap okurken çayını soğutan, dipnotları ana yemeğe tercih eden insanlar... Ve diğer tarafta; bavulu sürekli yarı açık, "Bir yerlere gitmem lazım!" diye iç çeken gezgin ruhlar. Peki asıl bilgi kimde? Hangisi daha öğretici? Koltukta oturup satır satır dünyayı gezenlerde mi yoksa gerçekten yola çıkıp bavuluna anı sığdıranlarda mı? Şimdi düşünelim... Çok okuyan biriyseniz, evinizden çıkmadan Amazon ormanlarında kaybolabilir, Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşünü iliklerinize kadar hissedebilirsiniz. Okuyarak farklı zamanları, coğrafyaları ve düşünme biçimlerini keşfedebilirsiniz. Ayrıca okuma alışkanlığı, analiz etme, eleştirel düşünme ve empati kurma gibi zih...

Sessizliğin Anlattıkları: Sözsüz Kitapların Gücü

 Sessizliğin Anlattıkları: Sözsüz Kitapların Gücü Sözsüz kitaplar, kelimelerin geri çekildiği, görüntülerin öne çıktığı bir anlatı biçimidir. İlk bakışta yalnızca çocuklara hitap ettiği düşünülse de bu kitapların sunduğu derinlik ve çok katmanlı anlatım, her yaştan okuyucu için benzersiz bir deneyim sunar. Bu kitaplar, sessizliği eksiklik değil, bir ifade biçimi olarak kullanır. Bir sözsüz kitap, okurun hikâyeyi kendi kültürel, duygusal ve kişisel iç sesiyle kurmasına izin verir. Bu şekilde her okuyucu, aynı sayfada farklı bir hikâye görebilir. Sözsüz kitaplar, herhangi bir dile bağlı olmadığından evrensel hale gelir. Bu kitaplar sadece estetik değil, pedagojik açıdan da değerlidir. Okuma becerilerini yeni kazanmaya başlayan çocuklar için hikâye kurma yetisini geliştirir. Aynı zamanda dil engelinin ötesine geçerek farklı dillerde konuşan ya da okuma zorluğu yaşayan çocuklar için güçlü bir anlatım aracı da olabilirler. 0-6 yaş arası dönem, çocuğun zihinsel, duygusal ve dil gelişimi...