Zamanın Gölgesinde

Zaman, insanın en kadim yoldaşı ve en büyük düşmanıdır. Her an onunla yaşar, her nefeste onun izini taşırız. O görünmez; ama dokunduğu her şeyi değiştirir. Tenimizi solgunlaştırır, sesimizi yumuşatır, hatıralarımızı flu bir tabloya çevirir. Zaman, bizi şekillendirirken bir yandan da yavaşça bizden alır. Ve işte tam da bu yüzden, zamanla baş etmek, insanın en eski mücadelesidir. 

Bazıları zamana direnir. Saçına düşen ilk beyaz telde, aynadaki çizgide, çocukluğunun kaybolan kokusunda isyan eder. Zamanı durdurmak ister; bir fotoğraf karesinde, bir şarkının notasında ya da bir satırda ölümsüzlüğü arar. Ama zaman, durmaz. Beklemez. İkna olmaz. O, hep ileri gider ve geride kalanları yanında götürmeden geçip gider. 

Zamansızlık ise bambaşka bir sancıdır. Varlığın zamanla bağının kopması, anların anlamını yitirmesi demektir. Ne dün vardır ne yarın. Sanki dünya dönmeyi bırakmış, saatler susmuş, günler birbirine karışmıştır. Zamansızlık, bazen bir yasın, bazen bir kayboluşun adıdır. İnsan, yaşar ama sanki yaşamıyordur. Gülümser ama gülüşü geçmişe aittir. Kalbi atar ama artık bir ritmi yoktur. 

Ve sonunda çoğumuz zamana yeniliriz. Unuttuğumuz hayallerle, yarım kalmış cümlelerle, söylenememiş "özür dilerim"lerle... Bazen bir aşkı, bazen bir insanı zaman alır elimizden. "Daha vakit var" sandıklarımızın aslında çoktan gitmiş olduğunu fark ettiğimizde, iş işten geçmiş olur. Çünkü zaman, hiçbir şeyi geri vermez. O, sadece alır, götürür ve sessizce ilerler. 

Ama belki de mesele, zamana yenilmek değil; onunla barışmak, onunla dans edebilmek... Zamanın içinde kaybolmadan, ona kapılmadan yaşayabilmek. Anı yaşarken geçmişi onurlandırmak ve geleceğe umut bırakmak. 

Çünkü insan, zamana rağmen var olur; ama zamanla yüzleşmeden asla tam anlamıyla yaşayamaz.

Ayşe Can

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bir varmış bir yokmuş...

Endişe Etmek İnsan Olmaktır: Ama Ne Kadarına İzin Vermeliyiz? — Çocuklar Üzerine Bir Bakış

Kırılgan Sessizlik