Kayıtlar

Zorbalık: Çocukların Ruhundaki Sessiz Çatlaklar

Zorbalık, çocukluk dünyasının en karanlık gölgelerinden biridir. Sadece okul koridorlarında veya oyun alanlarında yaşanan bir olay değildir; aslında çok daha derinlere kök salmış, yetişkinlerin dünyasından çocuklara taşınan bir yara gibidir. Çocukların birbirlerine uyguladığı zorbalık, çoğu zaman “kendi başına gelişen” bir olgu gibi algılansa da aslında ardında aileden, toplumsal normlardan ve yetişkinlerin davranışlarından beslenen bir kültür vardır. Bir çocuk, zorbalık yapıyorsa, çoğunlukla bunu bir yerlerde öğrenmiştir.   Belki evde gördüğü otoriter ve şiddet içeren tutumlar, belki yetişkinlerin aralarında kullandığı dil ve davranış biçimleri, onun dünyayı anlama ve kendini ifade etme biçimini şekillendirir. Aile, çocuğun kişiliğinin temel taşlarını döşerken, bazen farkında olmadan zorbalığa zemin hazırlayan tutumlar geliştirebilir. Bu bilinçli ya da bilinçsiz tutumlar, çocuğun kendini güçlü hissetmek için başkalarını ezme yoluna gitmesine neden olabilir. Çünkü çocuk, “güç” kavr...

Kasım ve Şiir

Resim
 “Neye içerlendiğimi bilmediğim bir küskünlük hissi var içimde; Sanki, nerede yoksam eksik, nereye gitsem fazla gibiyim.”  Hüseyin Baki Saygılı "Kömürden Yazı" şiiri. Ne güzel söylemiş şair… Gerçekten de bazen öyle oluyor; insanın içine oturan bir sızı var ama adı yok, sebebi belirsiz. Ne kırgınlığın tam karşılığı bulunuyor ne de huzurun yolu. Sanki biri içimizde sessizce oturmuş, her şeyi izliyor ama hiçbir şeye karışmıyor. Belki de bu, yetişkin olmanın yan etkisi. Artık hiçbir şeyin tamamen iyi ya da tamamen kötü olmadığını fark edince insan, arada kalıyor. Ne gitmek istiyor ne kalmak. Bir yanın eksik, diğer yanın fazla. Kendine bile tam sığamıyorsun bazen. Ayşe Can  

🍂Kasımın Sessizliği

Resim
Kasım, yılın en derin nefesidir. Ne yazın telaşını taşır, ne de kışın keskinliğini. Aradadır — sanki bir vedanın hemen öncesi gibi. Sokaklarda yürürken, havadaki serinlik tenine dokunur ama üşütmez; sadece hatırlatır. Zamanın geçmekte olduğunu, ama hâlâ biraz vaktin olduğunu… Ağaçlar sararmış yapraklarını usulca bırakırken, insanın içi de bir şeylerden arınmak ister. Fazla düşüncelerden, yorgun duygulardan, kim bilir belki bazı insanlardan... Kasım, bırakmanın ayıdır belki de. Ama öyle gürültüsüz, öyle zarif bir bırakma. Pencere önünde bir fincan kahveyle otururken, dışarıdaki gri gökyüzüyle garip bir uyum hissedersin. Hüzünlüdür belki ama huzurludur da. Çünkü bilirsin ki her şeyin bir zamanı vardır. Kasım, o zamanı kabul etmenin ayıdır. Belki de bu yüzden Kasım’da daha çok kendimizi dinleriz. Gün kısaldıkça düşünceler uzar, sessizlik çoğalır. Ama o sessizlikte bir yalnızlık değil, bir derinlik vardır. İçinde kendini bulduğun, geçmişle barıştığın bir alan… Kasım, kimine göre sadece soğ...

“Cumhuriyet Sadece Bir Yönetim Değil, Bir Umuttur”

Resim
  Her yıl 29 Ekim sabahı, bayraklarla donatılmış sokaklara uyanırız. Marşlar yükselir, çocukların neşesiyle büyüklerin gururu bir araya gelir. Ama Cumhuriyet Bayramı sadece bir kutlama günü değil; bir hatırlayış, bir yeniden söz veriştir. Cumhuriyet, bu toprakların en kıymetli kazanımıdır. Çünkü Cumhuriyet demek, bir milletin kendi kaderini eline almasıdır. Saltanattan halk iradesine; emirden fikre, susmaktan konuşmaya uzanan büyük bir değişimin adıdır Cumhuriyet. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti, bir aydınlanma projesidir. Kadınların seçme ve seçilme hakkından, eğitimde fırsat eşitliğine; bilimden sanata, düşünce özgürlüğüne kadar uzanan büyük bir medeniyet yürüyüşüdür. Bugün hâlâ “Cumhuriyet nedir?” diye soranlara, cevabımız nettir: “Cumhuriyet, herkesin eşit olduğu bir hayat hayalidir.” Ama unutmamalıyız ki, Cumhuriyet kendini savunmaz; onu yaşatmak, korumak ve ileri taşımak bizlere düşer. Atatürk, her çocuğun okuyabildiği, düşün...

Zamanın Gölgesinde

Zaman, insanın en kadim yoldaşı ve en büyük düşmanıdır. Her an onunla yaşar, her nefeste onun izini taşırız. O görünmez; ama dokunduğu her şeyi değiştirir. Tenimizi solgunlaştırır, sesimizi yumuşatır, hatıralarımızı flu bir tabloya çevirir. Zaman, bizi şekillendirirken bir yandan da yavaşça bizden alır. Ve işte tam da bu yüzden, zamanla baş etmek, insanın en eski mücadelesidir.  Bazıları zamana direnir. Saçına düşen ilk beyaz telde, aynadaki çizgide, çocukluğunun kaybolan kokusunda isyan eder. Zamanı durdurmak ister; bir fotoğraf karesinde, bir şarkının notasında ya da bir satırda ölümsüzlüğü arar. Ama zaman, durmaz. Beklemez. İkna olmaz. O, hep ileri gider ve geride kalanları yanında götürmeden geçip gider.  Zamansızlık ise bambaşka bir sancıdır. Varlığın zamanla bağının kopması, anların anlamını yitirmesi demektir. Ne dün vardır ne yarın. Sanki dünya dönmeyi bırakmış, saatler susmuş, günler birbirine karışmıştır. Zamansızlık, bazen bir yasın, bazen bir kayboluşun adıdır. İns...

Kırılgan Sessizlik

Bir çocuk sessiz kaldığında, bazen bir şey anlatmaya çalışıyordur. Çünkü bazı acılar, ağlamaktan da büyük olur.   Bugün dünyanın bir köşesinde, bir çocuk daha uyuyamıyor. Çünkü uyku, güvenle gelir. Çünkü sessizlik, barışla mümkündür. Ama o çocuğun dünyasında ne sessizlik güvenlidir, ne de sessizlik gerçekten vardır. Orada sessizlik bile yıkıntıların üstünde yürür.   Filistin’de, Suriye’de, Ukrayna’da, savaşın tam ortasında kalmış çocuklar artık çocuk değil. Zamanlarından çalınmış birer gölge gibi dolaşıyorlar. Gözlerinde, yaşıtlarının bilmediği bir yorgunluk var. Korkuyu tanıyorlar. Açlığı, kaybı, suskunluğu ve bazen öfkeyi... Ama yalnızca savaşın içindekiler değil, çok uzaklarda bir ekranın başında bu görüntülere bakan çocuklar da etkileniyor. Ellerindeki oyuncakları bırakıp haberleri izleyen, “Anne, neden yardım etmiyor kimse?” diye soran çocuklar da var. Biz büyüklerin bile cevaplayamadığı soruları, küçücük bir kalple taşıyorlar. Bazen düşünüyoru...

Sonbaharın Sessiz Şarkısı 🍁

Ekim… Mevsimlerin içli bir vedasıdır. Yazın coşkusunu geride bırakıp, sonbaharın dingin kollarına teslim olduğumuz aydır. Ağaçlar birer birer sararıp dökülürken, doğa da insan gibi kabuğuna çekilir; sessizleşir ama derinleşir. Ekim’de rüzgar başka eser. Ne tam soğuktur, ne de sıcak; ama her esişiyle bir hatırayı canlandırır. Toprak kokusu havaya karışır, yanık yapraklar düşerken zaman da yavaşlar sanki. Her düşen yaprak, bir vedayı, bir geçişi, bir olgunlaşmayı anlatır. Bu ay, sabrın, kabullenişin ve içsel yolculukların zamanıdır. Hayat, telaşını biraz olsun geride bırakır; insan da kendine döner. Ekim’de her şey biraz daha anlamlıdır: Gökyüzü daha derin, yıldızlar daha uzak, şiirler daha hüzünlü... Ekim aynı zamanda bereketin adıdır. Hasat zamanı, emeğin meyvesi alınır. Doğa, yaz boyu sunduğu cömertliğin son perdesini sergiler. Bu yüzden Ekim, şükrün ayıdır. Geçen günlere, kazanılanlara ve kaybedilenlere içten bir teşekkürdür. Ve belki de Ekim’in en güzel yanı, geçiciliği usulca hatır...